Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları

Üniversite Başarı Sıralamaları

İntibah romanının özeti (Namık Kemal)

       İlk edebi romanımız olan Namık Kemal'in İntibah romanının özeti
A.     ROMANIN ÖZETİ

     İyi yetiştirilmiş bir genç olan Ali Bey, İstanbul Çamlıca'da Mahpeyker adlı "kötü bir kadına" tutulur. Annesi Ali Beyi , bu kadından ayırmak ister, bunun için evine Dilaşup adlı cariyeyi alır. Terk edildiğini anlayan Mahpeyker, Ali Beyden öç almak istemektedir. Mahpeyker, Dilaşup'a iftira atarak Ali Beyi öldürtmek ister. Dilaşup Ali Beyi ölümden kurtarır; ama kendisi ölür. Ali Bey de Mahpeyker'i öldürür sonra hapese girer. Ali Bey daha sonra hapisteyken ölür...

İntibah’ın Olay örgüsü:
 Babasının ölümü üzerine Ali Beyin bunalıma girmesi...
 Annesinin onu arkadaşlarıyla Çamlıca'ya göndermesi...
Ali Beyin Çamlıca'da Mahpeyker ile karşılaşması ve ona  aşık olması...
Ali Bey’in Mahpeyker’i görmek için her gün Çamlıcaya’ya gitmesi...
Mahpeyker'in nasıl bir kadın olduğunun anlatılması...
Ali Bey ve Mahpeyker’in gizli gizli buluşmaları...
Mahpeyker’in Ali Beyi ikna etmek için türlü yollar denemesi...
Mahpeyker’in Ali Beyden intikam alma planları yapması...
  3. MUHTEVA(içerik) BİLGİSİ
A.     ANA FİKİR :
           Karşılaştıkları olaylar hakkında düşünmeden karar veren
   insanlar çoğu zaman yanlış yaparlar. Maalesef bu karardan dönmeleri de çok zor
   olur. Yani son pişmanlık fayda vermez.
                      B. ALINACAK DERSLER :
·         İnsanları iyi tanımamız lazımdır.
·         Sevdiğimiz insanları seçerken çok dikkatli olmalıyız.
·         Kalbimizin sesini dinlerken beynimizin de sesini dinlemeliyiz.
·         Aşık olunmaması gereken kişilere aşık olanların düzenleri bozulur
·         Seçimlerimizi yaparken sonuçlarını göz önünde bulundurmalıyız.
·         Kaybedecek bir şeyi olmayanlar hiçbir şeyden korkmazlar.
·         Düşünerek karar vermeliyiz.
·         Bir anlık zevkler uğruna hayatımızı karartmamalıyız.

B.     OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ :
  FİZİKİ TAHLİL:


            ALİ BEY : Yirmi bir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlıdır.Sarı benizli, kızların dikkatini çeken bir tiptir.Mahpeyker’in ona vurulmasının tek sebebi de onun bu karşı konulmaz çekiciliğidir.
            MAHPEYKER : Boyu posu gayet düzgün, siyahımsı samur saçlı, ince düz kaşlı   noktalı yeşil gözlü, çekme burunlu, ufacık ağızlı, kor dudaklı bir kadındır.
            ATIF BEY :Aşağı yukarı Ali Bey’le aynı yaştadır.Zarif biri olan Atıf Bey terbiyeli olduğu kadar düzgün giyimli ve bakımlı bir adamdır.
            MESUT BEY : Ellili yaşlarda olan Mesut Efendinin şakaklarına aklar düşmüş, yüzünde   çizgiler belirginleşmiştir.Terbiyesini dış görünüşüyle açığa çıkarır.
           FATMA HANIM : Ali Bey’in annesi olan Fatma Hanım, özellikle kocasının ölümünden  sonra iyice yaşlanmıştır.Ölmeden önce oğlunun mürüvvetini görmek ister.
           ABDULLAH EFENDİ: Çok zengin olan Abdullah Efendi, Suriyeli bir Arap’tır.Yaşı   yetmişi geçtiği halde kadın, kız peşinde koşmaktan kendini alamaz.Yüzüne bakılamayacak kadar suratsız, çirkin bir adamdır.Yüzü çiçek bozuğundan delik deşik, rengi zenci hurması denilecek derecede koyu esmerdir.Alt  kısmı frengiden dökülmüş çentik,yarım burnu ;fırça yüzü görmemiş çürük dişleri; uyuz hayvan tüyü kadar seyrek bıyık ve sakalı, yüzünün korkunçluğunu bir kat daha arttırmaktadır.
          DİLAŞUB : Vücudunun tüm güzellikleriyle tam bir melektir.Güzelliğiyle Ali Beyi  etkileyen Dilaşub,saçları sırma gibi sarı; alnı duru ve beyaz; tatlı mavi gözleri ve gülpembe  yanaklarıyla çok çekicidir.
                     RUHSAL TAHLİLLER:
           ALİ BEY : Vatanımızın kültür merkezi olan İstanbul’da büyümüş, özel öğretmenlerden ders almış, çok muhteşem şekilde öğrenim görmüştür.O kadar ki;daha on yaşına bastığı zaman birkaç yabancı dil öğrenmişti.Ali Beyin terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini adeta bir melek zannederlerdi.Fakat Ali fazlaca sinirli ve kanı oynak birisiydi.Bunun neticesi olan hiddetini, aldığı terbiye ve gördüğü şefkatli muameleler sayesinde, herhangi bir şeye karşı lüzumundan fazla, adeta esirlik derecesinde düşkünlüğü hemen her halinden anlaşılırdı.Her neye merak sarsa, bütün işlerini bir yana bırakır, dünyayı unutur, sadece onunla meşgul olurdu.Bir şeyi arzu eder de gerçekleştirmesinde küçük bir engele rastlasa arzusu ne kadar önemli olursa olsun, onu gerçekleştirmek için en büyük fedakarlıktan çekinmezdi.Hatta ufak bir emeline ulaşamayınca günlerce hastalanır; geceleri gizli gizli  ağlardı.
           MAHPEYKER : Terbiye ve ahlak bakımından Ali Beyin tamamen zıddıydı.Alçak ve
   namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört, on beş yaşına gelmeden rezaletin her çeşidiniöğrenmişti.Biraz okuyup yazma öğrendiği ve hemen bütün şahitlerini İstanbul’un tanınmış "kötü kadınlarıyla"  geçirdiği için şeytani zekası çok gelişmişti.İstediği adamı elde edip ona keyfinin istediği şekilde tahakküm ederdi.Son derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri bin cilveyle hükmü altında tutmak ister ve bunu daima ustalıkla becerirdi.Yakışıklı erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir adama nasıl sarılırsa bu da öyle sarılmak isterdi.Ve o erkeğin yalnız kendisine ait olmasını isterdi.
           ATIF BEY : Ali Beyin iş arkadaşı olan Atıf Bey en az Ali Bey kadar terbiyeli ve
   karakterli bir insandır.Kısa zamanda ALİ Bey ile arkadaş ve sırdaş
   olmuştur.Fikirleri ve nasihatlarıyla Ali Beye yardımcı olmaya çalışmaktadır.
          MESUT BEY : Atıf Bey’in dayısı olan Mesut Bey İstanbul’un her köşesine sokularak
   çeşitli olayların içinde yoğrulmuş, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış, tecrübeli bir
   adamdır.Kötülerin düşmanı iyilerin dostudur.
           FATMA HANIM : Oğlunu gayet terbiyeli ve olgun şekilde yetiştirmeye dikkat
   ederdi.Oğlunun başına gelebilecek en ufak kötülük onu mahvederdi.Özellikle Mahpeyker’eaşık olduktan sonra oğlunun geleceğinden şüphe eder olmuştu.Asıl isteği ölmeden önce  hayırlısıyla oğlunun mürüvvetini görmekti.
           ABDULLAH EFENDİ : Suriye’nin en alçak, en ahlaksız adamlarından biriydi.Ortak
   olduğu tüccarları batırarak çok para kazanmış, bin bir hile ve düzenbazlıkla servetini kat kat arttırmıştı.Mahpeyker’le tanıştıktan sonra ona büyük bir ilgi duymuştur.
           DİLAŞUB : Bir cariye olarak Ali Beyin evine girmiştir.Ali Bey’le evlendikten sonra
   iftiraya uğraması sonucu satılmış ve Mahpeyker’in eline düştükten sonra bin bir sıkıntı ve
   işkenceye göğüs germiştir.Aslında Ali Beyi gönülden sevmektedir.

                       SOSYAL TAHLİLLER:

           ALİ BEY :Babı-Ali’ de katiplik yapan Ali Bey,  özellikle babasının ünüyle tanınmış terbiyeli  ve dürüst biridir.Zor duruma düştüğünde babasından kalan mirası sayesinde geçinebilmiştir.
           MAHPEYKER : Tam anlamıyla bir "kötü kadın"dır..Aklı fikri
   beğendiği erkeklerle birlikte olmaktır.
           ATIF BEY : İstanbul’un ileri gelen ailelerinden birinin çocuğu olarak yetişmiştir.
   Eğitimini tamamladıktan sonra Bab-ı Ali’de katiplik yapmaya başlamıştır.
           MESUT BEY : Olgun ve terbiyeli karakteriyle, çeşitli yönleriyle tanınmış, güvenilir bir insandır.Gayet tecrübeli olan Mesut Bey İstanbul’u, özellikle de Çamlıca’yı tüm yönleriyle bilmektedir.
           ABDULLAH EFENDİ : Aşırı derecede zengin, bir o kadar da şerefsiz ve namussuzdur.Mısır’la yaptığı ticaret işleri sayesinde çok para kazanan Abdullah Efendinin yapamayacağı şerefsizlik ve adilik yoktur.Ondan her türlü kötülük beklenebilir.
  OLAYIN GEÇTİĞİ MEKANLAR:
   Tabiat veya gezinti yeri olarak adlandırabileceğimiz Çamlıca bir dış mekân örneğidir.
Romanda dış dünyayı temsil eden en önemli mekân ise olayların başladığı ve gerçekleştiği yer olan Çamlıca’dır.
   Bilindiği üzere Tanzimat dönemi yazarlarını romanı kurgularken zorlayan durumlardan biri kadın ile erkeği bir araya getirmenin yarattığı güçlüktür. Bunun için ortak
bir bağa veya mekâna ihtiyaç duyulmakta bu sebeple çoğu kez efendi-köle veya akrabalar
arasındaki ilişkilerden yola çıkılmaktadır. Bu anlamda Çamlıca vb. mesire yerleri kadın ve
erkeğin rahatça görüştüğü bir yer olmasa da bir araya gelebildiği bir mekân olması
bakımından önemlidir. Dolayısıyla bir sosyalleşme aracı olan benzeri yerler romanı
kurgularken yazarlar için mekân olmanın ötesinde kurtarıcı bir işlev yüklenirler.
   Çamlıca bu anlamda romanda hayatî bir göreve sahiptir. Mahpeyker ile Ali Beyin karşılaşmaları,tanışmaları, Mahpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkması ve ilk tartışmaları hep bumekânda ve bu mekân sayesinde gerçekleşir. Romanda mekân,  olayların gerçekleştiği yer olmanın dışında olayları tetikleyen veya olayların gidişatını belirleyen önemli bir unsurdur.
   Örneğin, Mahpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkışında veya Dilâşup ile ilgili
dedikoduların Ali Bey’e iletilip genç kadının gözden düşürülmesinde mekân böyle bir işlev
yüklenir. Dolayısıyla Çamlıca yazar için önemli bir yardımcı, roman içinse önemli bir
kahramandır. Ali Bey açısından ise hem birleştirici hem engelleyicidir.
   Yazar, olayların gelişiminde önemli bir işlev yüklenecek olan bu kahramanı bir an
önce okuyucusuna tanıştırmanın telaşıyla romana Çamlıca’yla veya mekân tasviriyle başlar.
Mekânın bu şekilde kullanımı Çamlıca açısından bir çeşit erken anlatımdır. Başka bir deyişle
yazar, Çamlıca’nın önemini bize baştan hissettirir. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere Ali
Bey dış dünyayla teması sınırlı olan bir gençtir. O da tıpkı Çamlıca tepesi gibi şehre
dolayısıyla hayata dışardan, uzaktan bakmaktadır. Bu haliyle Çamlıca, Ali Bey’in hayatın
dışındalığının veya tecrübesizliğinin de ifadesidir.
     Çamlıca, Tanzimat nesliyle özdeşleştirilerek yüceltilmektedir. Oysa ki Çamlıca romanda bunun tam tersi bir anlama sahiptir. Mekân her ne kadar “firdevs-i a’lânın yere inmiş bir kıt’ası” (Namık Kemal, 2000, s.7)  yani cennetten bir parçaymış gibi tasvir edilse, önemli olayların gerçekleşmesine sebep olan ve aynı zamanda onlara mekân olan bir yer olsa da aslında yazarın gözünde olumsuz bir anlama sahiptir. Çünkü tüm kötülüklerin başlangıç yeri ve sebebi Çamlıca veya onun gerisinde yatan batılı zihniyettir. Yine aslında tüm kötülüklerin sebebi olan Ali Bey de Felatun Bey ve Bihruz’da olduğu kadar vurgulu ifade edilmese de Batılılaşmış bir züppedir. Tüm budalalıklarıyla babasının kendisine emanet etmiş olduğu yuvayı veya evi yok etmiştir.
İKİNCİ MEKAN EV
Romanda evin tasviri yapılmamakla birlikte eve ait unsurlar zaman zaman Ali Beyin
eve girip çıkışı sırasında isim olarak anılır. Sadece adları anılan bu kısım veya unsurlar
sırasıyla evin bahçesi, kapısı, üst kata çıkmaya yarayan merdiven Ali Beyin odasının kapısı
ve Ali Beyin yatağıdır. Anlaşılacağı üzere bunlar Ali Bey’in eve girişi çıkışı sırasında takip
ettiği güzergah boyunca adları zorunlu olarak anılan unsurlardır.
                   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.